Toplam 24,1 km yürüdüm, 782 Fotoğraf / 16 Video çektim.

En çok üzüldüğüm şeylerden birisi de Ankara çıkışlı yurtdışı uçuşların azlığı sanırım. Onca ülke arasından sürekli Ankar -> İstanbul -> x ülkesi şeklinde yolculuk et et bıkmıştım ki Kasım ayında Pegasus güzel bi’ duyuru yaptı. Evet, Ankara – Kiev uçuşları başlamıştı karşılıklı olarak. Üstüne üstlük Ukrayna‘ya da vizesiz girebiliyorken tadından yenmedi bu fırsat. Hemen web sitesine gir, fiyatları incele derken 250 – 300 TL arasında değişen fiyatları gördüm ve anında Ocak sonuna biletimi aldım.

Her bilet alışımdan sonra Booking.com ‘a girip hostel-apart-otel fiyatlarını inceliyorum. Puanlama ve lokasyon ilişkisini de göz önünde bulundurarak kalacağım yerleri ayarlıyorum. Bu gidişimde de yaklaşık 5-6 tane rezervasyon yaptırdım ve kenara attım 🙂 Rezervasyonların çoğu Ocak başına kadar ücretsiz iptal seçeneğine de sahip olunca insan yardırıyor tabi. Tabi ücretsiz iptal zamanını geçirince ne oluyor bilmiyordum ki asıl heyecan burada başladı. Yaptığım rezervasyonlara ara ara girip bakıyordum. Yıl sonuna doğru iş hayatında yoğunluk başlayınca ister istemez bu bakışlar azaldı ve hallederiz yeaaa ya dönüştü. Ocak ayına ne çabuk geçtiğimizi pek anlayamasam da, ohaaaa ben bu ay sonuna yurtdışına çıkacaktım, ohaaaaa ben rezervasyonları unuttummmm diyerekten hafif bi’ gerilim yaşadım veeeeee 2 tane rezervosyonumun ücretsiz iptal zamanı geçmişti. Hadi bakalımmmm …

Ücretsiz iptal zamanı geçince ne oluyor? Genelde ilk gün ücreti veya ücretin tamamını alıyorlar kredi kartından. Ben Booking.com ‘a sanal kredi kartımı girmiştim ama kredi kartımda limit var mıydı? O esnada tabi telefondan iptal etmeye çalışıyorum, can çekişiyorum falan derken PC başına geçtim. 2 rezervasyona da baktım, en makul kalınacak yerde kalmak üzere ki 8.6 puana sahipti karar aldım. Diğerini iptal ettim. İptal ücreti olarak 125 TL gibi bir miktarın kredi kartından kesileceğini söylediler. Şöyle bi’ soğuk terler aktı, ah ben o 125 TL ile nerelere giderdim nerelere :b (Bu yazıyı yazarken kredi kartımı kontrol ettiğimde henüz hesap kesim tarihi yaklaşmasa da bakalım bakalım ne olacak… )

Genelde rezervosyon ile ilgili pek işlem yapmıyorum. Çevremde, önce booking fiyatına bak sonra kalacağın yer ile iletişime geç, daha ucuza kalırsın bak böyle gibisinden bir çok öneri gelse de bu sefer farklı olarak Booking.com üzerinden mesaj attım. Acaba apartın havaalanı servisi var mıydı? Neden bu mesajı attım peki? Türkiye’den 22.45’lerde kalkacak, 2 saat yolculuk süresi, aradaki zaman farkı derken ben 1-2 gibi ancak oraya varacağım ki o ssaatlerde toplu taşıma namına bir şey olacağını zannetmiyordum. Bayağı yavaş cevap verdiler ama öyle bir servislerinin olmadığını, fakat taksi ile alabileceklerini söylediler. Çok pahalı değilmiş, 6 EUR’muş. Şimdi hal böyle olunca harbiden de uğraşmaya gerek yok, taksi gelsin o zaman dedim. Onlar da anahtarları taksici ile göndereceklerini vs söylediler … (Bu arada kaldığım otel: Flat for you)

Ankara uçuşu için havaalanına gittiğimde uçuşun yaklaşık 45 dk. lık rötara uğradığını söyleyince başımdan bi’ kaynar sular dökülmedi değil. Sonuçta Cuma gecesi gidip Pazar öğlen dönecektm ben ya modunda acaba uçak biletini iptal mi etsem diye bi’ an düşündüm. Offff, şimdi kim beklicek, offff şimdi 1 gün için değer mi … düşünceleri eşliğinde beklemeye başladım 🙂

Ankara – Kiev uçuşlarının yeni başlamasından mı bilmiyorum ama uçak baya baya boştu. Bi’ sürü Ukraynalı arkalara doğru Türk genç grupları 😀 … Azıcık uykumu alayım diyerekten 3 koltuğa otobüs misali uzandım ve uyumaya başladım…

İndiğimiz havaalanı “Zhulyany Havaalanı” olup baya baya şehir merkezinde gibi gözüküyordu. Çok yakındı. Zaten taksi ücretinin düşüklüğünden de anlamak lazımdı. Neyse, pasaport sırası esnasında önümdeki 3-4 lü genç grupları sanki daha bi’ sorguya çektiler. Niye geldiniz? Ne kadar kalacaksınız? Nerede kalacaksınız? … Ohhhaa, Türklere böyle mi davranıyorlar diye içimden geçiriyorum tabi… Meğersem onlara özgü bi’ olaydı. Selamlaşma dışında herhangibi’ şey sormadan devam ettim…

İşin can alıcı noktasına geçiyorum, evet, hani A4’e koca koca isimler yazarlar ya, işte havaalanı çıkışında ismimin yazılı olduğu kağıdı tutan birisi vardı. YESSSS. Küçük mutluluklar işte bizimkisi de… Adamla selamlaşıp, rötar için de özür diledikten sonra adamın küfreder bakışları ile “hadi olm, seni bekliyorum zaten sabahtan beri, uyucam artık…” taksiye doğru yol almaya başladık. O sevinç, yerini hafif bi’ gerilime bıraktı… Gecenin bir yarısı, tanımadığın bir adamlasın, taksici ama normal adam kişisel arabası ile gelmiş … Bindik başladık yola. Elimde tabi offline haritalar, kalacağım yeri de tam bilmiyorum başladık yolculuğa. 1-2 gibi gece hayatı vs sebebi ile yollar kalabalık olur diye düşünsem de havaalanı şehir merkezi arası ne kalabalıklığı? Neyse abimiz kalacağım yere götürdü, anahtarı teslim etti ve günün yorgunluğu ile uykuya daldım…

Ertesi gün saat 8-9 gibi uyanarak yola koyuldum. Kış ayında gittiğimden buzzzz gibi olacak düşüncesi ile kat kat giyinip tabanlara kuvvet dedim. İlk durağım “St. Michael’s Golden” kilisesi idi. Neden ilk durak? Çünkü bu kilisenin dibinde kalıyordum, baya bahçesinde kalıyormuş hissiyatıyla gezeyim ben yeaa modu ile giriş yapacaktım ki 10 dan sonra açılacakmış. Neyse, o zaman kapanmadan öncesine kadar vakit kalır mı kalmaz mı yoksa yarın sabah uçağa binmeden önce gezerim diyerekten erteledim…

Yurtdışına çıkınca bu sabahın köründe kalkıp gezme olayını sonlandırmaya başlamayı düşünüyorum mesela. İnsan erken kalkarak günü daha verimli kullanmaya çalışıyor ama yemek yiyecek yer bulmakta bile zorluk çekince insan, hele hele gezilip görülecek yerler de kapalı olunca anlamı kalmıyor. Gece daha erken yatmak zorunda kalıyorsun. Hele hele benim gibi 1 günlüğüne geliyorsan bi’ oturup düşünmek gerek …

Şehir her ne kadar soğuk olsa da Ankara ile kafa kafaya diyebilirim. Öyle ölümüne soğuk gelmedi bana. Ankara’da güneç varken, burada havalar kapalı ve yerlerde kar vardı tabi. Yürüyüşün de etkisi ile hafif ter ve sık nefes alıp vermekten bıyık uçlarında donmalar meydana geldi asdad … Neyse … Bi’ diğer tespitim de yolların leş gibi oluşuydu mesela… Baya bildiğin bizim ilçede kullanılan kilit taşlardan kullanmışlar. Üzerine de sağda solda her tarafta delikler var, arabalar o yoldan geçiyor geçmesine de yol demeye bin şahit lazım…

Sonraki durağım The Golden Gate idi. Şehrin ortasında kocaman bi’ kapı. Alla alla ne ki bu diyerekten girdim. Meğersem 11. yüzyllarda şehrin ana giriş kapısıymış. Aslında pek bir şey yok, sadece yukarılara çıkıp şehir manzarası izlemek mümkün ama o kadar yüksek de değil… Çıkmaktan başka yapacak bir şey yok zaten 🙂

Bu arada kiliseye de buraya da ücretli girebiliyorsunuz ama öyle çok pahalı değil. Toplasan 5 lira falan. Hele hele öğrenciyim ben yeaaa diyerekten saçma salak bi’ kimlik göstererek yarı fiyatına girmeniz de mümkün. Böyle böyle ekonomi yaparsınız bak. 2 bira daha fazla içersiniz… Ben fakir miyim lan diyenler de olabilir tabi? Siz tam verin abicim…

Hala aç aç dolaşıyordum bu arada ki son lokasyondan sonra merkeze gidebildim. Öğlene yaklaşınca tabi insanlar da sokaklara çıkmaya başlamışlardı. Ana caddesine gittiğimde ilk iş markete uğrayıp su almak oldu. Evet, su alacak bir yer de göremedim o kadar yürüdüm yürüdüm… Suyumu aldıktan sonra nerede yemek yemek lazım diyerekten ana cadde üzerinde yürümeye başladım. Sonrasında “Моменты” diye bir yer gördüm ki dışarıdan bakıldığında gayet şık bir yere benziyordu. İlk olarak “Borş” çorbasını sonrasında da “pizza” söyledim. Pizza sanırım somonluydu… Çorba buz gibi havada çok güzel gitse de tadı değişikti. Pizza da garanti olsun diye söylediğim bir şey olsa da gerçekten MÜKEMMELDİ. Limon parçaları falan vardı ki of of …

Karın doyduktan sonra tabi tabanlara kuvvet tekrardan… Sonrasında Kiev’in en önemli meydanlarından birisi olan “Maidan Nezalezhnosti” a gittim. Bir şey yok aslında burada. Koca bir anıt ve koca bir meydan. 2012 direnişlerinde de büyük rol oynamıştı değil mi bu meydan?

Meydan ile bi’ sonraki lokasyonumuz arasında bayağı bi’ mesafe vardı. Yürümek bir seçenekti, evet. Ama neden metroyu kullanmıyordum ki? Hem ineceğim yer de dünyanın en derin 3. metro istasyonlarından birisiydi. İçimde tabi bi’ korku, Moskova metro ağı gibi hayvani bir ağa sahipse, kiril alfabesi ile yol bulması da cabası… Neyse, bu deneyim de böyle olsun diyerekten bilet almaya indim. Tam o sırada ne yapacağım ben ya modunda mal mal dolaşırken turist olduğumu anlayan birisi ben yardımcı olayım şeklinde öneride bulundu. Nerede ineceksiniz ne yapacaksınız vs vs … Bileti aldım ki zaten o da çok uygundu… Tam fiyatı hatırlamıyorum 🙁 Sonradan da metroya giderken abimizle kısa bi’ sohbet yaptık:

Türkiye mi, ohhh…

Orada durumlar nasıl?

Sizler nasılsınız?

gibi soruların ardı arkası kesilmiyordu. Evet, Dünya çapında takip edilesi bi’ ülkeyiz sonuçta…Neyse lafı uzatmadan hadi dünyanın en derin 3. metrosundan birlikte yüzeye çıkalım:

Sıradaki durak “Mother Motherland” ve “Museum of Ukrainian history in WW2“… Adından da anlaşılacağı üzere tarih burada… Bayağı büyük bi’ park içerisinde bir çok şey var. Açık havada sergilenmiş tank, helikopterinden tut, anıta, onun altında da büyükçe müzesine…

Sonrası mı? Hadi o zaman bir şeyler içelim…

Ertesi gün yazının başında belirttiğim “St. Michael’s Golden“in içini gezmek oldu ki iyi ki de gezmişim. Bayağı bayağı büyük ve ihtişamlı bir yermiş meğersem. Instagram’daki fotoğrafımı görenler oldu mu bilmiyorum ama bu fotoğraf bu kilise içinden:

Heştek: #phyesixgezi #gopro #goprosession #kiev #catedral

A photo posted by İbrahim Nergiz (@phyesix) on

Sonrası da önce merkeze giderek hızlıca bi’ kahvaltı yapmak… Yurtdışına çıktığımda English Breakfast can dostum olma yolunda ilerliyor… Rastgele açık ve şık olan bir yere girerek kahvaltımı da yaptım. Şimdi havaalanına gitme vakti. İlk defa Uber kullanacağım… Havaalanını işaretledim ve yaklaşık 5 dakika sonra bi’ sürücü geldi. Atladım ve ver elini havaalanı…

Bi’ dahaki gezimde görüşmek üzere …

Size notlar:

  • Yemek fiyatları 20 – 30 TL arasında ki çok uygun.
  • Biralar çok ucuz. Çok ucuz dediğime de bakmayın 2-3 Euro arasında 🙂
  • Ölümüne soğuk değildi, kışın gidilebilir bence…
  • Foursquare’daki listem, burada.
  • Genel bilgilerin de bulunduğu Google Drive dosyam için tıklayın.
This entry was posted in Ukrayna