Toplam 20,16 km yürüdüm, 425 Fotoğraf / Video çektim.

Her şey uçuşun 20.00 de olması ile başladı. Ankara’da eksik bulduğum sevmediğim şeylerden birisi de yurtdışı direk uçuş azlık/yokluğu. Talep yoksa uçuş da yok gerçi de neyse… Şimdilik İstanbul aktarmalı uçuşlarla yolumuza devam ediyoruz. Heh 20.00’de olması ile başlamıştı demiştim. İş çıkışı, daha doğrusu işten biraz daha erken çıkarak havaalanına yetişmeyi düşünüyordum. Malum hem Cuma, hem de iş çıkışı Ankara trafiği, İstanbul trafiğinden az kalır yanı yok… Havaalanına giderken arabaya benzin alayım dedim, tam ödemeye giderken “Pasaport”umu almadığımı farkettim. Evet, ülke dışına çıkıyorum ve pasaportu almayı unutuyorum! O an gelen hafif terleme, o an gelen “uçağı ne kadara almıştım ki? Oteli iptal etsem falan…” düşünceleri eşliğinde ne yapacağımı düşünürken saat 18.00 e geliyordu… Eve gidip pasaportu alıp gelsem, yetişebilir miyim ki… Yok yok… Mesai çıkışı imkansız… rotayı değiştirdim ve bastım gaza. İstikamet Emek… Trafik ışıkları, arabalar, insanlar derken dakikalar uçup gidiyordu.

O sırada ne hikmetse kardeşimi aramak geldi. Koş koş eve git, pasaportu alıp havaalanına al gel dedim ve bi’ an arabada boş boş yola bakmaya başladım. Yetişir miydi? 2 saatte gelir miydi? Ben de havaalanına doğru tekrardan sürmeye başladım. Yol boyunca abi ne olacak ya, zaten ucuz almıştın bileti, otel de çok pahalı değil hem düşünceleri eşliğinde “gidememe” ihtimalini hep saklı tuttum içimde. Havaalanında bekleyiş, kardeşime sürekli lokasyon attırmalar derken 19.15 gibi geldi kardeşim ve o gergin/stresli bekleyiş sona erdi. Kardeşime buradan teşekkür edeyim :b

Uçağa yol alırken bu sefer de rötar heyecanı kapladı dört bir yanımı. 1 saatlik rötar vardı. İstanbul ile Tiflis uçuşu arasında 2 saat olan bu zaman 1 saate inmişti. Hobaaaaa, ya pasaport kontrolü kalabalıksa diyerekten yine bi heyecanlar gerginlikler…

Bu gerginlikler olmasaydı ne yapacaktım? Alacaktım kahvemi, açacaktım bilgisayarı, Tiflis’de ne varmış? Nerelere gitmek gerekirmiş oturup araştıracaktım. Daha önce oluşturduğum taslağa bakacaktım… Ama ne oldu? Araştıramadım. Oooooo olaylar olaylar…

En son deli gibi acıktığımı hatırlıyorum, pasaport kontrolünden geçtikten sonra yine leş “Burger King”den yemek alayım dedim. Yarım saat kaldı bari onlar hızlıca hazırlarlar, güzel güzel yerim dedim. Onlar da gecikti! Madem geciktiniz, paket yapın dedim, uçuşa 15 dakika kala yemeğim elimde koşarak kapılara… Tabiiiii ortam kalabalık, oturacak yer yok, en son köşede çömeldim açtım yemeğimi yedim, sonradan bi’kaç yer boşalınca oraya geçerek daha da rahat yedim yemeğimi…

O sırada yine benim gibi geç kalma ihtimalini değerlendirip gerçekten geç kalan bi’ abi ile abla geldi. Başka yere uçuşları var. Adam bi’ bağırdı görevlilere. Toplantım var da bilmem neyde, ben tırstım. Yumruk yumruğa girmediler allahtan… O esnada Beyruhh Beyruhh diyen bi’ abi geldi, herkese soruyor, yok diyoruz, burada yoh uçuş diyoruz soruyor… Sonra arkamdaki abla silinen yerleri görünce alakasız bir şekilde THY bizınıs lanç’da kayıp düştüğünden bahsetti falan. Ben mi çok fakirim de bunlara dikkat ediyorum acaba? Neyse…

Uzun lafın kısası heyecanlı, gergin ama sonunda huzurlu şekilde uçağa bindim. Şimdi geziyi anlatabilirim genşler…

Olaylar sonrasında doğal olarak Tiflis hakkında bilgim olmadan uçakta oraya doğru gidiyordum. Gece bindiğim uçak saat farkının da etkisiyle 3 gibi Tiflis’e indi. Farklı bi’ şehir … ay ülke, bilmediğin bi’ yer, gece yarısı çok heyecanlı. Pasaport kontrolü sorunsuz geçtikten sonra girdim ülkeye. Gece olduğundan toplu taşımaymış ıvırmış zıvırmış yok kaldık mı taksiye? Taksinin merkeze gidişinin ortalama ücreti 25 GEL’di. O koşuşturmalar esnasında girip bakmıştım evet… O da 9 Euro falan ediyordu. Daha önceki gezilerden edindiğim o muhteşem tecrübelerden birisi de bozuk para taşımak. 50 Euro’ları taşımayacaksınız arkadaş. Neyse aklımdan 5 Euro’dan DonanımHaber ölücülerinden olur pazarlığı başlatırım sonra baktım olmuyor 10 ‘a çıkarım. Bir yandan gece, yorgunluk, otele geçip uyuma isteği derken havaalanından çıkar çıkmaz etrafıma taksiciler doluştu. 40 GEL’den pazarlığı başlattılar… “Lan 25 GEL’di, nesi 40!” bunları diyemiyorum tabi 😀 Orada ben Euro’yla falan ödeyeceğim dedim bi’ falladılar falan, sonra 35 Euro demezler mi! Şimdi onun karşısında 5 Euro da diyemedim, bu sert pazarlık karşısında yok hacı eyvallah diyip gidebilirler diye tırsmadım değil, sonra 10 verrim dedim. Zaten ederi de oydu. Yok işte gidemeyiz, çok uzak … lafları gelmeye başlayınca ben bi’ içeri girer gibi yaptım, sonra tekrardan yanaştılar falan… Neyse işte 10 Euro’ya anlaştık gençler. 5 diyemedim ya lan, o da içimde kaldı 😀

Ertesi güne saat 9 da uyandım, yetmedi, 10 da uyandım. Çantamı aldım ve çıktım sokaklara. Etrafı kolaçan edeyim derken başladım yürümeye, ne yapacağımı da bilmiyorum tabi. Değişik bir duyguydu. Bilmediğin bi’ yerdesin 24 saatin var, ne yapardın? Yürüdüm. Aslında bilmem kaç ay önce hazırladığım taslaktan hatırladığım tek şey lunapark oluşuydu. Roller Coaster vardı… Yürürken rotayı aslında o lunaparka göre düzenlesem güzel olacak diye düşündüm. Lakin de öyle oldu.

tiflis-yuruyus-rota-ibrahimnergiz

Şehri geoit dicem olmıcak, oval dicem olmıcak neyse değişik bi’ şekil yapacak şekilde bir rota düzenledim. Saat 11 gibi sokaklar daha da kalabalıklaşmaya başladı. İnsanlar neden 7-8 gibi iş yerlerini açmıyorlar arkadaş! Diğer gezilerimde gördüm mü veya dikkat mi etmedim bilmiyorum ama çok fazla sokak köpeği vardı. Sağda solda havlıyorlar, koşuşturuyorlardı ki tırsmadım da değil. Sokakların arasından geçerken 2-3 kare paylaşayım:

Köprüyü geçerken o tepedeki lunaparkı gördüm. Tabi o esnada karnım da acıkmıştı, tepeye doğru çıkarken (yukarıdaki haritada 2 numaralı yere varmadan önceki zikzaklı yer), tam da köprülerin altından falan geçerken küçük, böreğimsi şeyler satan bi’yere girdim. Tabi orada check-in olacak değildim, neden? Çok elit değilim tabi, internet yoktu 🙁 Girer girmez de aklıma Sıhhıye’de Tavuk Dürüm yediğim an geldi. Neyse, ölmem heralde diyerekten vitrindeki böreğimsi şeyden söyledim ki iyi ki söylemişim. Kahve ile birlikte çok güzel gitti. İçerisinde yumurta, peynir falan vardı… İsmi ne bilmiyorum ama fotoğrafı ŞÖYLE. Turistik bi caddeye geldiğimi, mağazalar ve kalablıklardan anlamıştım. Sanırım ismi Rustaveli caddesiydi. Orada yürürken Sanat Müzesi‘ni gördüm daldım içeriye. Sonra Gürcistan Ulusal Müzesi‘ni gördüm daldım içeriye, Sovyet Müzesi ki sanırım aynı yerdeler derken gereken kültürü aldığıma inanıyorum :b

Sağlı sollu mağazalar eşliğinde nasıl gidilecek bu tepeye diye bakarken, tabelaları gördüm. Füniküler diyince de, hehhhhh, oraya zaten füniküler başka bir şey çıkmaz… Tabelaları takip ettikçe yol daha da dikleşti, ben daha da yoruldum. Fünikülere vardığımda nefes nefese kalmıştım. O değil de bu offline haritalarda yokuşu gösteren bir şey lazım! Gerçi tepedeki bi’ yere gitmek istiyorum, yokuş normal değil mi 🙂 Füniküler için yukarı + aşağı biniş için 6 GEL aldılar ve bi’ kart verdiler. Bu kart yukarıdaki lunaparkın da kartı, içerisine para yükleyip takılıyorsun diye düşündüm tabi. Belki de 2 GEL’dir her biniş, kart için ayrı ücret almışlardır. Bunu bilemeyeceğim ve bu yazıyı yazarken aklıma geldi, kart zorunlu mu ki?

Füniküler ile tepeye vardığımda ise manzara paha biçilemez… O an aklıma Barselona’daki Tibidabo geldi. Direk ama. Lunapark var, şehrin en tepesinde, rollar coaster var, yeşillik… evet … Manzarayı görünce durur mu İbrahim:

Bu haftasonu #tiflis 'deyim. #phyesixgezi

A photo posted by İbrahim Nergiz (@phyesix) on


Hemen yakınında dönme dolap vardı ki en üstündeyken şehri izlemek güzel olur diye düşündüm. Gezi boyunca burası odaklı geldiğim için bineyim madem ayıp olmasın mantığı ile karta para yüklettim. En son ne zaman dönme dolaba bindiğimi hatırlamıyorum ve bindiğimde o kadar rahatken içinde bana bi’ haller oldu. Gerildim… Yüksekteyiz zaten, dönme dolap ile daha da yukarı çıkacaktık. Yine kendi kendime triplere girdim, hani uçurumun kenarında arabanın içinde durursun da araba düşecek gibidir ve arabaya sıkı sıkı sarılırsın ya, hah işte bi’ anda kendimi öyle buldum. Yükseldikçe sıkı sıkı sarıldım sarılmasına da sonradan “lan sen naaabıyon, lan sen kaç yaşındasın…” dedim ve o duygular bi’ anda rahatlamaya dönüştü 🙂 Neyse, buyrun size o esnada çektiğim video:

İndiğimde pişman değildim. Hatta iyi yapmışım. Sıra geldi Roller Coaster’e dedim demesine de yemedi. Ya dedim zaten sırtçantam falan var dedim, şimdi onu bırakıp da kim binecek ki dedim. Binmedim. O değil de tırstım ya, dönme dolaptayken tırstıysam onda … Barselona’da kapalıydı diye binememiştim, şimdi de korktuğum için binemedim. İçimde ukte, hala. Bu ukteyi birlikte gittiğim kişi ile aşacağım, gördüğüm yerde affetmeyeceğim. Not alın! Şimdi düşünüyorum da neden binmedim ki, nolcak yani 🙁

Hazır buraya kadar gelmişken azıcık dinleneyim diyerekten bankın tekine uzandım. Mal mal bakındım etrafa. Müzik falan dinledim. Bi’ yandan güneş, bi’ yandan manzara aslında çok güzel oldu. Orada bildiğin baya baya takıldım. İnerken de sizin için bi’ video çekeyim dedim:

Dönmedolaptayken turistik yerleri kafada işaretlemek güzel oldu. Yakınlarda köprü ve park, sonrasında da katedral vardı. Heralde oralara gidene kadar da akşamı yapar, pestilim çıkar diye düşündüm.

Lunapark için çıktığım yokuştan ohhhh, misssss, diye diye aşağı inmek güzel oldu tabi. O yokuşta akan terler, inişte gözyaşı olmadı! Sonrasında The Peace Bridge olarak geçen körüye gelmiştim. Hava da yavaştan kararmaya başlamıştı.

Köprüyü geçtim geçmesine de anayola çıkmam gerekiyordu ve anayola çıkmak için hayvan gibi merdiven çıkmam gerekiyordu. Ah ulan merdivenler! Tabi benim ayaklar yavaştan alarm vermeye başladılar. Neyse son bi’ gücümü toplamak için azıcık dinleneyim dedim.

Sonrası mı? İbrahim çok yorulmuştu. 14. saatimdi sanırım, yürü, dinlen, su iç, yürü, yürü… Yanıma buz gibisinden bi’ bira aldım, otele giderim dinlenirim sonra da dışarı çıkarım tekrar 1-2’ye kadar, sonra da 3-4 gibi tekrardan havaalanına giderim diye plan yapsam da, odaya kendimi attığımda uzanmak çok daha tatlı geldi. Saate baktım 21.00 – 22.00 arasındaydı. En iyisi uyumak dedim…

Sonrası da malum, otelden çık, taksiye bin, havaalanına git…

Bi’ sonraki geziye kadar EYVALLLAAAHHHHHHHHH…

Evren, GoPro sponsorcusu; Burcu, son gezilecek yerler bükücüsü; kardeşim, son pasaport yetiştiricisi; teşekürler gençler!

Size notlar:

  • Hamur işlerinden yiyin, isimleri ne bilmiyorum abi.
  • Lunapark’ın oraya çıkacaksanız taksi kullanabilirsiniz. Ucuz şehir içinde.
  • Şehrin hemen hemen her yerinde ücretsiz WiFi var, “Tbilisi Loves You” ismi.
  • Foursquare’daki listem, burada.
  • Genel bilgilerin de bulunduğu Google Drive dosyam için tıklayın.

Kendime notlar:

  • Bi’ yere gitmeden önce önce gezeceğin noktaları sonra da onlara göre kalacağın yeri ayarla.

 

 

This entry was posted in Gürcistan